<< Sayfa 1 < < / ÇOCUKLARIN EGiTiMi / ERGENLERIN VE GENÇLERIN SORUNLARI VE EGITIMI / ALMANYA’DA TÜRKÇE RUH TEDAVISI YAPANLARIN ADRES LISTESI

Sazfa > 2 >> RUH SAGLIGI NEDIR? / PANIK ATAK, ENDISELERIN, ACILARIN BÜYÜGÜ / RÜYALAR GERÇEKLESIRMI?

Yazilis Tarihi 09-12-2005
Konu Basligi RUH SAGLIGI NEDIR?
Ayrinti

Herseyden önce ruh kelimesinin kullanimi üzerine bir açiklama yapmak istiyorum. Ruh kelimesi ve kavramini dünya tip, psikiatri, psikoloji ve psikanaliz bilimlerinin anladigi gibi kullanacagim. Yani felsefî metafizik ve dinî anlayisda kullanmayacagim. Bu demek degildirki dinler ruh anlayislarinda yaniliyorlar. Günümüzdeki tabiat bilimleri evrendeki birçok seyi izah edemiyorlar. Tabiat bilimlerinin izahati bittigi zaman dinî inançlar ve dinî yasamlar baslar. Bence tabiat bilimleri ile dinî inançlarin birbirine karsi çikmamalari gerekir. Simdiye kadar hiçbir tabiat bilimi Tanri’nin yoklugunu ispat etmis durumda degildir.

Açiklamasi daha güç olan baska bir konu ise sinir ve ruh kavramlaridir. Bildiginiz gibi bedenimizde sinir dokusu ve sinirler vardir. Beyin de sinir dokusunun içine girer. Beyin çalismadigi zaman ruhumuzunda çalisip çalismadigini bilemiyoruz. Beyin ve sinirler hareket etmemizi, vucutun agrilarini, yedigimiz seylerin tadlarini ve kokularini, sogugu ve sicagi hissetmemizi, duymamizi ve görmemizi de sagliyorlar. Ama çabuk kizan, çabuk öfkelenen bir kisiye “sinirli” demeye devam ediyoruz, sanki digerlerinde sinirler yokmus gibi. Aslinda ruh hallerimizi disari yansitan doku sinir dokusudur.
Fakat, vucut agrilarinin disinda derin ruh acisi da hissedebiliriz, disari pek yansitmasakda. Göz yaslarinin disari degil kana katilmasi deyiminin arkasinda kisinin acilarini içine atmasi yatar.

Vucut hasta oldugu veya yaralandigi zaman aci vermesi bir yerde sagligi korumaya yariyor. Fakat, çok durumlarda, vucut agrisinin disinda, kisi fazladan ruh endisesi ve acisi da çekiyor. Bu durumlarda genellikle hastaligin veya yaranin ilerdeki tehlikesini hayal ediyoruz.
Vucutumuzun hasta veya yarali oldugu zaman ruhumuz nasil bazen endiseye kapiliyor veya aci çekiyorsa, bazi durumlarda ruhumuz hasta veya “yaralandigi” zaman vucutumuz da hasta olabiliyor. Mesela, çok kisinin de bildigi gibi, mide ülseri genellikle sinirli veya çok estresli yasayan kisilerde oluyor. Buna benzer birçok vucut hastaliklarina psikosomatik hastaliklar, veya sadece somatizasyon deniliyor. Yani ruhta olan acilar veya çeliskiler (bilinçli veya bilinçsiz) vucutta kendisini gösterebiliyorlar.

Sevdigimiz veya yakin aileden birisi ölünce, veya çok arzu ettigimiz bir hedefe ulasamadigimiz zamanlarda da ruhumuz aci çekiyor. Bu durumlardaki geçici ruh acisi normal karsilaniyor vede dostlar bir süre destek oluyorlar. Fakat bazi kisisler bu yas acisisni çekip tekrar normal hayata zamaninda dönemiyorlar: tamamen çökme durumu (agir depresyon), vucudun hastalanmasi, ve hatta bazen intihara kadar da gitme durumlari olabiliyor. Bu durumlarda kisinin bir çesit ruhu hastalaniyor vede yardima ve ruhî tedaviye ihtiyaç doguyor.

Yukaridaki bahsettigimiz, nedenleri yeterince anlasilir, aci ve endiselerin disinda, bazen, bazi kisiler, nedenleri hiç görünmeyen, bilinçli olmayan, görünen hayat sartlari iyi olmasina ragmen, çok mutsuz, hayati tadsiz, kötümser, arkadassiz, korkulu (bazen çesitli fobilerde oluyor) ve hatta çok endiseli (bazen panik durumuna kadar da gidebiliyor), hisleri ve duygulari içinde uzun süre kalabiliyorlar. Böyle durumlarda da bir çesit kisinin ruhu hasta demektir ve de ruhî yardim yasamini iyilestirebilir.

Bazen kisi eksiklerini ve ruhî çeliskilerini azçok biliyor vede elinden geldigi kadar iyi yasamaya çalisiyor. Baska durumlarda kisi bu problemlerinin farkina varamiyor veya kabul etmek istemiyor. O zaman kisi hep kendine hak veriyor vede devamli baskalarini suçluyor. Bu ruh hallerinde kisi ailesine ve baskarina aci çektirebiliyor, fakat kendini sorumlu hissetmiyor. Kendisi de aci çekmiyormus gibi görünüyor. Bu yasamlarda kisi kendini ruh hastasi hissetmiyor vede genellikle ruhî tedavisi (psikoterapi) aramiyor. Bazen ailesi, baska zamanlarda devlet tedaviye zorluyabiliyor.

Baska sartlarda kisi, bilinçli veya bilinçsiz endiselerini ve acilarini kaldiramadigi zaman, bu dünyanin gerçeklerini red ediyor vede kendine göre hayalî, ruhî gerçekler yaratiyor. Böyle durumlar oldugu zamanda diger insanlar bu kisiye deli veya psikotik diyorlar.

Tabiîki ruhu 100% saglikli, 100% “normal”, olan hiç kimse yoktur bu dünyada. Herkesin kendine göre eksiklikleri, problemleri, çeliskileri, somatizasyonlari ve hatta bazi deli taraflari da vardir. Her insan da bazi sartlar altinda tamamen psikotik veya deli duruma girebilir.
Ruh sagligi sadece ruh hastaliklarinin olmamasi degil, ayni zamanda kisinin yasadigi sartlarda kendini iyi hissetmesi, baskalarini sevebilmesi ve bilhassa sevildigini hissetmesidir; hayatinin degerli ve faydali olmasina inanmasi, ve bunu gerçeklestirmek için çalismasi, vede ruhunu zenginlestirmeye devam etmesidir.

Gelecek yazimda ruhumuzun uyurken bazi çalismalarini gösteren, bazen hatirladigimiz, çogu zaman anlamadigimiz, ve bazen de bizi endise ile uyandiran (kâbus) RUYALAR konusuna degenecegim.

Simdilik kendinizi ruhen ve bedenen iyi hissetmenizi diler, fikirlerinizi ve sorularinizi email adresimde beklerim.

Dr. Ismail YILDIZ
Psikanalist
Bogotá, Colombia
---------------------------------------------
Yazilis Tarihi 14-12-2005
Konu Basligi PANIK ATAK, ENDISELERIN, ACILARIN BÜYÜGÜ (Almanya’dan yazan genç “Bayan”a cevap Ayrinti

Sayin okuyucularim.

Geçen makalemde gelecek yazimin rüyalar üzerine olacagini söylemistim. Fakat Form’da gönderilen bir genç kadinin endise ve acilari karsisinda, bu konuyu biraz aydinlatmanin daha acele ve önemli oldugunu düsünerek karar degistirdim. Eminim ki asagida anlatilanlara benzeyen (tamamen esit olmasa bile) hisleri yaşsayanlarin sayisi zannettiginizden çok daha fazladir. Bu kisilerinde açiklamalarimdan faydalanacaklarini umarim.

Verecegim açiklamalarin anlasabilmesi için okuyucumuz tarafindan gönderilen sikayetlerin ana hatlarini sunuyorum:
”Sayin Dr.Ismail Yildiz Bey:
Basta bu hassas konuda bizleri bilgilendirme çabalariniz için sizi tebrik eder, sükranlarimi sunarim... Malesef içinde bulundugumuz ortamda insanlarin çildirasi geliyor...
Ben Almanya’da yasayan genç bayanim. Evlilik süresi içerisinde zaman zaman esim tarafindan aldatilmam bende bazi olumsuz etkiler birakti. Bir topluma çikamaz oldum. Bir es dostla bir ortamda bulunamaz oldum. Ben nerde ne zaman bir kisi ile karsi karsiya geldigimde, o kisiler karsisinda kendi kendimi bir asagilik bayan gibi görüyorum. Ve o kisilerinde benim hakkimda öyle düsündügünü zannediyorum. Çünkü esimin beni aldattigi kadinlari her erkegin midesi almazken, esimin onlari bana tercih etmesi bende bir asagilik kompleksi yaratti.
1- Herseyden önemlisi, bir toplumda biri ile konusmak içimden gelmiyor.
2- Konusunca ayni anda bütün vucudumu aniden bir ates basiyor, ter içinde kaliyorum.
3-Terlememle birlikte bir sersemlik basliyor.
4-O anda o ortami terk etmezsem agidim geliyor, sanki herkes bana bakiyor ve benim hakkimda düsünüyormus gibi geliyor.
Bu olayi yasadigim anlarda inanin çok kötü durumdayim. Allah kimseye böyle bir hastalik vermesin. Piskologlara gidiyorum ama onlar sadece teselli edip gönderiyorlar. Ama yine o kötü durum bende hep devam ediyor. 5 senedir benim çektigimi bir ben birde Allah bilir. Kimine göre bu hastalik cinlenme ve delirme olarak algilaniyor. Inanin sizin yardim ve görüslerinize ihtiyacim var. Simdiden Allah sizden razi olsun vereceginiz yanit icin.”

Sayin genç “Bayan”. Her seyden önce sizin anlattiklariniza ben inaniyorum. Çünkü bildigim çok kiside size benzer aci çektiler vede çekmeye devam ediyorlar. Bunlar sadece kadinlar degil, erkeklerde de var. Belki biolojik veya ruh yapilarinin degisik olmalarindan kadinlarda bu durumlar daha fazla gözlemleniyor. Genellikle erkekler,hislerini başskalarıindan daha fazla sakliyorlar ve acilarini pek anlatmiyorlar.
Her durumda, baskalarinin da size benzer aci çekmesini ögrenmeniz biraz da olsa endisenizi azaltabilir. Fazladan sizin durumlarda olanlarin “cinlenme ve delirme” olmadiklarini bilmeleri ve inanmalari tedavi için bir çesit ilk adim. Çünkü insan inanilan doga üstü kuvvetlerini (cinleri, perileri, vb) pek kontrol edemez, fakat insan iliskilerini iyilestirebilir. Çünkü, sizin de anlattiginiz gibi, sizin esinizle iliskiniz size çok zarar vermis, ve de bu zarardan çikamamissiniz. Bu demek degildirki esi tarafindan her aldatilan kadin sizin gibi ruhen ve bedenen böyle hasta oluyor. Büyük ihtimal, siz, ruhen, geçmisinizden biraz daha “nazik” geliyordunuz. Bu konuda fazla fikir yürütemem, çünkü geçmisteki kendi ailenizdeki iliskilerinizi ve su anda hangi ortamda yasadiginizi bilmiyorum (siz çildirtan bir ortamda yasadiginizi söylüyorsunuz). Aynıi zamanda, su anda ayni esinizle beraber yasamaya devam edip etmediginizide bilmiyorum. Diger kisilerle olan iliskilerinizi de bilmiyorum. Çünkü bu sekil endise ve acilar kisinin iliskilerinin kötüden daha betere gitmesiyle dogup, gelisip ve devam ediyor. Bilhassa size en yakin kisilere bile güveninizi kayip ettiginiz zaman basliyor.
Sizde olan seylerin genel adina “panik atak” deniyor. Korku bir çesit panige dönüyor. Tabiîki bunun dereceleri var. Birazcik çekingenlikten tut, toplum önünde konusurken biraz kizaranlardan (bir çesit atesleri yükseliyor), uçaga binmeden önce alkol veya hap alanlar veya korkudan hiç uçaga binmeyenler (binbir bahane ile izah verirler, korkularini söylememek için), uzakta küçük bir köpek geçerken ter içinde kalanlar, veya hayat boyu evlenmeyenlerde var (insanlarla yakin iliskiden korkup panige girdikleri için), vb.

Bilmiyorum ne derece psikolojik tedavinize devam ettiniz, veya etmediniz. Bu konulari psikologlar ve psikiatrlar bilirler. Sizin esinizle veya ortaminizla zorluklari, veya geçmisinizden gelen baska zorluklari çözmeseler bile, hiç olmazsa panik ataklarinin dehsetini ve acisini azaltacak yeterli ilaçlar var, bilmiyorum kullandinizmi.
Eger benim mail adresime kisisel ve hayat durumunuzu fazla açiklarsaniz bende sizin kisisel ve özel durumunuza dahada yaklasir, ona göre daha iyi tavsiyelerde bulunabilirim. Burada tekrar hatirlatayim ki, forma veya benim maile yazdiginiz zaman bunlar sadece bana geliyor, hiçbir sekilde ne web sayfasini idare edenler nede baska kisiler sizin isminizi veya yazdiklarinizi bilemiyorlar.

Birde, her kisinin ruhu kendi kisiligine göre hastalaniyor. Yani doktorlarin koydugu ayni ruhi hastalik teshisinin göstergeleri kisiden kisiye degisiyor. Fazladan, birisinde bir fobi veya panik atagi olmasi baska problemlerin olmasini engellemiyor. Zaten genellikle birden fazla ruhî “hastalik”, veya ruhî zorluklar ayni kiside gözleniyor.

Baslikta panik atagina endiselerin ve acilarin büyügü diyorum. Çünkü agir panik ataklari sirasinda kisi 3 seyden çok korkuyor (zaten panik müthis korku demektir): 1. ölmekten korkuyor, sanki kendisini hemen ölecekmis gibi hissediyor; 2. bayilmaktan korkuyor, sanki hemen dengesini kayip edip, yere düsecekmis gibi (bazen tansiyon azaldigi zaman düsebiliyor, ama yavas yavas, yani epilepsi degil); ve 3. delirmekten korkuyor, yani kendi kontrolunu kaybetmekten korkuyor. En büyük korkuda bu, kisinin benligini kaybetme korkusu, “ruhî ölüm” korkusu. Bu korku vucut ölümü korkusundan çok daha derin, ve dehset (terror) yaratiyor. Aslinda bu 3 siddetli korkuyu kelimelerle anlatabilmek çok zor veya imkansiz.
Bu durumda, kisi korkularindan korkmaya basliyor. Kendini simdi iyi hissetse bile, “ya bu aksam sosyal bir toplantida gene panik atagi gelirse” diye düsünüp korkmaya basliyor. Bu korkudan o aksamki toplantiya gitmeyebiliyor, veya toplantiyi düsünerek panik atagi hissetmeye baslayabiliyor.

Sadece bu endiseleri, heyecanlari (korku ve dehset) vede acilari hissedenler birbirlerini anlayabilirler. Bu heyecanlarin derinligini ve siddetini hiç bilmiyenler böyle aci çekenleri anlayamazlar ve hatta onlara sanki çocukmus gibi bakabilirler, alay etmedikleri zaman.
Aslinda bu panik atagi hisleri her insanin içindedir, bebekligimizden kalma, hiç hatirlamasakda. Bebekler kolaylikla, süt biraz geciktigi zaman, kipkirmizi ve mosmor olabilirler. Ama çabucakta tekrar normale dönebilirler, süt almaya baslayinca, tekrar güvenmeye baslayinca. Ama büyüdügümüz zaman, kayip edilen güvenceyi (baskalarina ve bilhassa kendimize), bazen eskisi gibi kolayca tekrar kavusamiyoruz, ve hayatimiz korku ve aci içinde devam edebiliyor. Bu durumlarda, ruh sagligina yaklasmak için, birinci yazimda da dedigim gibi, tekrar güvenmek ve güvenilmeyi, tekrar sevip sevilmeyi ögrenmek ve yasamak gerekiyor. Bunlarda ancak insan iliskilerimizi iyilestirdigimiz zaman tekrar dönmeye baslarlar. Bu yolda, güvenebilecegimiz bir kisi bize yardim edebilir. Tabiîki, herseyden önce, bizim kendimize yardim yapmayi kabul etmemiz gerekiyor, genç “Bayan”nin Almanya’dan bana yazdigi gibi. Derin endise, dehset ve aci içinde yasayip, derdini hiçkimseye anlatmayanlarin sayisi anlatanlardan çok daha fazla.

Unutmayalim ki, derdimizi paylastigimiz zaman azaliyor, sevincimizi paylastigimiz zamanda çogaliyor.

Esenlikle kaliniz.

Dr. Ismail YILDIZ
Psikanalist
------------------------------------------
Yazilis Tarihi 29-12-2005
Konu Basligi RÜYALAR GERÇEKLESIRMI?
Ayrinti

Sayin okuyucularim!

Bütün tarih boyunca rüyalar insanlari ilgilendirmis, hayran birakmis ve hatta bir çesit büyülemistir. Birinci nedeni, sadece bazi insanlarda olan bir sey degil, her insanda sürekli olusan bir iç olaydir. Ikincisi, ruyalarda ölen veya hiç taninmayan kisiler de görünüp bazi fikirlerini verebildikleri için bu, birçok kültürde, insan ruhunun ölmeyip yasadigina dair bir çesit kanit veya delil olarak kullanilmistir. Hatta, isabetli yorum yapildiginda, rüyalarin gelecekte neler olacagini gösterebilecegi de kabul edilmistir. Bazen de rüyalarin Tanri veya Tanrilar tarafindan gönderildigine inanilirdi.

Rüyalarin gelecegi gösterdigine, gerçek olacagina dair en eski ve en meshur yazilar Eski Ahit’te (Tevrat) Hz. Yusuf’un hayati ile iliskilidir. Zaten en meshur rüya yorumcusu da, Sigmund Freud’den önce, Hz. Yusuf’tur. Bu konularla ilgili bazi bölümleri yaziyorum:
“...Ve Yakub Yusuf’u bütün ogullarindan ziyade severdi, çünkü o ihtiyarliginin oglu idi...Ve babalarinin bütün kardeslerinden ziyade onu sevdigini kardesleri gördüler; ve ondan nefret ettiler, ve ona tatli söz söliyemezlerdi.
...Yusuf rüya görüp kardeslerine bildirdi, ve ondan daha ziyade nefret ettiler...(rüyasi).iste, tarlanin ortasinda biz demetler bagliyorduk, ve iste benim demetim kalkti ve dikildi, ve iste, sizin demetleriniz etrafini kusatip benim demetime egildiler. Ve kardesleri ona dediler: Gerçek üzerimize kiral mi olacaksin? Yahut gerçek üzerimizde hüküm mü süreceksin?...Ve yine baska rüya gördü, ve onu kardeslerine anlatip dedi:..günes ve ay ve on bir yildiz bana egildiler. ...ve babasi onu azarlayip kendisine dedi: Bu gördügün rüya nedir? Gerçek ben ve anan ve kardeslerin yere kadar sana egilmek için mi gelecegiz? (Tekvin, Bap.37).

Kardesleri kiskançliklarindan Yusuf’u öldürmek için derin bir kuyuya atarlar. Kervancilar Yusuf’u kurtarip Misir’a götürüp bir köle olarak satarlar. Yusuf hapise düser ve orada iki Misir’li önemli kisisin ruyalarini dogru olarak yorum yapar (Yusuf Tanri’nin yardimi ile diyor).

Daha sonra Yusuf’un ve Misir’in kaderini degistiren Firavun’un rüyasi ve Yusuf’un yorumu asigidaki gibi anlatiliyor:
“..Firavun bir rüya gördü, ve iste irmagin yaninda duruyordu. Ve iste, irmaktan bakilista güzel ve ette semiz yedi inek çikti, ve sazlar arasinda otlaniyorlardi. Ve iste, onlardan sonra, bakilista çirkin ve ette ciliz baska yedi inek çikti, ve irmagin kenarinda ineklerin yaninda durdular. Ve bakilista çirkin ve ette ciliz inekler bakilista güzel ve semiz yedi inegi yediler. Ve Firavun uyandi. Ve uykuya varip ikinci defa rüya gördü; ve iste, bir sapta yedi semiz ve iyi basak çikti. Ve iste, onlardan sonra ciliz ve sark rüzgârindan yanmis yedi basak bitti. Ve ciliz basaklar yedi semiz ve dolgun basagi yuttular.... sabahlayin Firavun’un cani rahatsizdi, ve gönderip Misir’in bütün sihirbazlarini, ve bütün hikmetlilerini çagirdi, ve Firavun onlara rüyasini anlatti, fakat onlari Firavun’a tabir edebilen bulunmadi.”
Firavun sonunda hapisteki ibranî genç Yusuf’u çagirtir ve iki rüyasini anlatir.
“Ve Yusuf Firavun’a dedi: Firavun’un rüyasi birdir. Allah yapma üzre oldugu seyi Firavun’a bildirdi. Yedi iyi inek yedi yildir, ve yedi iyi basak yedi yildir; rüya birdir. Ve onlardan sonra çikan yedi ciliz ve çirkin inek, ve sark yelinden yanmis bos yedi basak da yedi yildir; yedi kitlik yili olacaktir....Iste, bütün Misir diyarinda yedi büyük bolluk yili gelecektir; ve onlardan sonra yedi kitlik yili çikacaktir.” (Tekvin, Bap.41).

Ve Tevrat’ta yazilana göre Firavun’un rüyalari Yusuf’un yorumladigi gibi gerçeklesir. Bununla birlikte, Yusuf’un ögütleri tutularak tedbir alirlar ve yedi kitlik yillarini daha kolay atlatirlar. Bu arada Yusuf’un kendi gençlik rüyalari da gerçeklesir. Yusuf Firavun sayesinde güçlü ve zengin olur, babasi ve kardesleri, kitlik yüzünden, yardim istemek için Yusuf’un önünde egilirler.

Rüyalar üzerine görüslerimi yazmadan önce yukarida dolayli olarak bahsedilen bir konuya deginecegim. Yakup, küçük oglu Yusuf’u büyük kardeslerinden daha fazla sevdigini saklayamayip, açik olarak gösteriyordu. Bu durumda dogal olarak Yusuf’a karsi nefret ve kiskançlik yaratiyor ve hatta onu öldürmek istiyorlar. Buna benzer Tevrat’ta anlatilan baska bir vakada, Kain’in (Kabil’in) kardesi Habil’i öldürmesi de esistsizlik önünde kiskançlik yaratilmasi yüzündendir. Buradaki kiskançlik Tanri’nin, kendisine adanan, Habil’in kurbanlarini begenip, Kain’in kurbanlarini begenmemesidir (Tekvin, Bap.4). Bu konuya deginmemin nedeni bazi kisilerin, anne ve babalarinin açik olarak haksiz davranislari karsisinda, kardesleri için büyük hasetlik ve kiskançlik duygularindan aci çekmelerinin nedenini açiklamaktir. Ayni zamanda, büyükanne ve büyükbabalar ile, ana ve babalarin, torunlarina ve çocuklarina, mümkün oldugu kadar, esit davranmalarinin önemini belirtmektir.

Simdi rüyalar konusuna dönelim. Tabiîki günümüzde de eskiden oldugu gibi rüyalarin bilinmeyen gelecegi gösterdigine inananlar vede bunu bir çesit baskalarini aldatmak için (bilinçli veya bilinçsiz olarak) kullananlar var. Ayni sekilde, Astroloji ile kisilerin gelecegini ve kaderini söylemeye çalisanlar da açikça (veya bir çesit) yalan söylüyorlar. Heriki durumun da hiçbir bilimsel destegi yoktur, ve hatta gerçek din ikisini de yasaklamistir.
Chicago sehrinin havaalani kontrol kulesine, kendilerini medyum (araci) olarak tanitan veya gördükleri rüyanin etkisinde kalan kisiler tarafindan günde 100 (yüz)’e yakin telefon ihbari yapiliyormus (uçak kazasi olacagini bildiren). Bilindigi gibi yilin çok önemli bir bölümünde (gece-gündüz) hiçbir uçak kazasi meydana gelmiyor. Fakat, eger, yilda bir veya iki kere uçak kazasi olursa (ve normal istatistiklere göre dünyanin her tarafinda olabiliyor), yüz veya iki yüz kisi rüyalarinin gelecegi gösterdigine inaniyorlar, veya bunun “kehanetini yapmis” (gelecegi söylemek) olan medyumlar kabiliyetlerinin gerçek olduguna inanmaya devam ediyorlar.

Bu demek degildirki biz hiç bir gelecek olayi rüyamizda göremeyiz. Bir aksilik olmadigi zaman düsündügümüz çok olaylarin gerçekleseceginden eminiz ve gerçeklesiyorlar. Diger olaylarinda olma ihtimalleri var, biz rüya görsekte görmesekte. Rüyalarimizda gördügümüz bazi olayin gerçeklestigine hepimiz tanik olmusuzdur. Bütün bu durumlarda gelecek olaylari rüyalarimizda gerçeklesmis gibi görebiliriz. Bunlarin yaninda, bazi durumlarda da, rüya gördükten sonra, birtakim olaylarin (bizim için olumlu veya olumsuz) gerçeklesmesi için elimizden geleni yapip, onu gerçeklestiriyoruz. Yani, bir nevi rüyamiza destek çikiyoruz.

Nörobiolojik mekanizmasi tam bilinmesede, rüyalar, insan ruhunun uyudugu bazi zamanlar bir çesit çalismasinin eseridir. Bir çesit hayal ve düsünce seklidir, fakat sözler yerine görüntüler agir basar.

Bir rüyayi gören kisi gördügü rüyaya sasirabilir ama aslinda, bilinçli ve/veya bilinçsiz, bu rüyanin yazari kendisidir. Yani rüyalar kisinin kendi arzularindan, düsünce ve korkularindan kaynaklaniyor.
Çogu zaman rüyalar uyanikken kurdugumuz bilinçli arzularin ve hayallerin gerçeklestigini gösterir. Bu arzular ve hayaller insanlar için önemli olan cinsel hayat (aslinda sevip sevilmenin her alani), kisinin kendini yüceltmesi (basarilar, güçlü olma, kiral olma, vb., Yusuf’un rüyalari gibi; “her yigidin gönlünde bir aslan yatar” deniliyor, ayni deyimi kadinlar için de kullanabiliriz, mesela “her kadinin gönlünde bir prenses veya kraliçe yatar” seklinde) ve bazende baskalarindan öç alma durumlarini içerir. Tabiîki bu rüyalarin gerçeklesebilme ihtimalleri var fakat büyük çogunlugu gerçeklesmez. Rüyalarin önemi, gelecekte gerçeklesme ihtimalinden çok, kisinin o zamnki iç dünyasini, ruh hallerini (arzular, düsünceler, korkular) göstermesidir. Bir kisi ne kadar fazla rüyalarindan korkmaz ve onlari anlayabilirse, o kadar kendisini fazla tanir ve o kadarda ruh sagligi iyi ve zengin olur.
Bazi rüyalar da bilincinde olmadigimiz hayallerin gerçeklestigini veya gerçeklesmeye yaklastigini gösteririr. Bilincinde olmadigimiz arzular ve hayaller genellikle bizim veya baskalarinin ahlâk ve deger yargilarina ters gelenlerdir. Onun için bilinç altina atilmislardir. Yukarida bahsettigimiz üç alanda bilinçaltinda arzularimiz ve hayallerimiz olabilir, ve genellikle vardir. Mesela, sevdigimiz bir kardesimizi (veya baska bir kisiyi) rüyamizda öldürebiliriz, veya ölmüs olarak görebiliriz. Bütün kardesler arasinda, bilhassa çocukluk yaslarindan kalma, hasetlik ve kiskançlik vardir, bilinç altinda da olsalar. Böyle bir rüya bizi çok endise ile rüyamizdan uyandirabilir. O zaman kâbus gördük deyip uyandigimiza seviniyoruz. Bütün gecelerimizin kâbusla dolmamasi için ruh genellikle endise verebilecek durumlarda, asil niyetleri uyuyan kisinin anlamamasi için (uyumaya devam edebilmesi için) düsünceleri bir çesit taninmayacak bir kiliga sokuyor, sakliyor, gizliyor, kisileri veya yeri degistiriyor. Mesela, rüyamizda kardesimizi öldürecegimize, bizim için pek önemi olmayan bir is arkadasimizi öldürüp uyumaya devam edebiliriz.

Fakat ruh ve düsünceler sadece positif hedeflere ulasmak için degil, bilhassa ve herseyden önce bedeni ve kendisini (ruhu) hayatta tutabilmek için çalisiyorlar ve gayret gösteriyorlar (biyolojik kalitim). Bildiginiz gibi maddî hayatimizi tehdit eden bir sürü tehlike var. Tehlike disardan da içeriden de gelebilir. Dis dünyadan gelebilecek tehlikeleri düsünmek daha kolay: yeteri kadar hava, su ve yemegin olmamasi; deprem, yildirim tehlikeleri; zehirli veya baska tehlikeli hayvanlar; tanimadigimiz kötü kisilerin veya düsmanlarin tehlikesi; tanidigimiz, fakat korktugumuz kisiler (belki borcumuz veya karsilarinda suçlu oldugumuz kisiler, bilinçli veya bilinçsiz); kazalar, vs. Bütün bu dis tehlikeler önünde, manevî aci ve üzüntülerin disinda, yaralanip bedenen aci çekmekten, ve bilhassa ölmekten korkuyoruz. Bütün bu korkular rüyalarda sanki gerçeklesmis olarak yasanabilir vede rüyayi kâbusa çevirebilir.

Dis tehlikelerin içine koyabilecegimiz baska bir endise kaynagi da “ayrilmaktan korkmaktir”. Bu tehlike küçük çocuklar için gerçekten bir endise kaynagidir, çünkü büyüklerin yardimi olmadan yasamaya devam edemezler. Fakat daha sonra, büyümüs kisiler de böyle bir endise ile bilinçli olarak aci çekebilirler veya kâbus görebilirler. Bu endise genellikle bir kisinin diger bir kisiye maddî ve/veya manevî olarak yeterinden fazla baglandiginda ortaya çikiyor. Mesela, bazi siddetli ASIK olma durumlarinda, beklenmedik bir ayrilik kisiyi tamamen hasta yapabilir, ölüme veya intihara götürebilir.

Iç tehlikelere gelince: birincisi vucutumuzun hastalanmasi; ikincisis de ruhî kontrolümüzü kayip etmek, yani delirmek, psikotik olmak. Delirme tehlikesini genellikle iç güdülerimizi yeteri kadar kontrol edemedigimizin farkina vardigimiz zaman hissediyoruz, istemeyerek ve sonra pisman olabilecegimizi düsündügümüz bir sey söylemek veya yapmaktan korktugumuz zaman hissediyoruz.
Çok kisi rüyalarinda kolayca “deliriyor”, rüyasi kâbusa dónmeden (zaten rüyalar sanrilara çok benzer, olmayan seyler görülüyor ve hissediliyor, mantik tamamen kaybolabiliyor, vb.), uyandigi zamanda biraz utaniyor, veya alistigi için kendikendilerine “sadece rüya” idi diyorlar. Bazi kisiler de kendilerine rüyalarinda bile “delirmeye” müsade etmiyorlar ve de çogu rüyalari kâbusa dönüyor. Bu durumlardaki kisiler kâbuslarindan korktuklari için uyumakta zorluk çekebiliyor veya tamamen uykusuz kalabiliyorlar. Bu durumlarda uyuma zorlugu kendi basina bir çesit hastaliga dönüsüyor. Tabiîki uykusuzlugun veya uyuma zorlugunun baska nedenleride vardir.

Bu yazimla rüyalar konusunu bitirmedim. Bilindigi gibi ruyalarda çogu zaman bilinen semboller görülüyor; bazi rüyalarin görünümü ve anlami kisiden kisiye pek degismiyor (ayni tipte rüyalar); psikanaliz sürecince rüya yorumlari yapiliyor. Telepati konusuda biraz rüya konusu ile iliskili. Bu konulara belki ilerde dönerim, bilhassa eger sizler ilgi gösterirseniz.

Gelecek yazim, çocuklarin iyi egitimi için, anne ve babanin çocuklarina karsi davranislari üzerine olacak. Bu konunun aranizdaki birçok kisiyi çok ilgilendireceginden eminim.Bu konulardaki sorularinizi simdiden benim gmail adresime veya sayfamizin formatindan bana gönderebilirsiniz.

Hepinize mutlu yeni bir yil diler, iyi niyetli rüyalarinizin çogunun gerçeklesmesini isterim.

Dr. Ismail YILDIZ
Psikanalist
Bogotá, Colombia.